ÇEVRE BİLİNCİ

“Çevre” canlıların içinde yaşadığı ortamdır. Bu ortamı, hava, su, toprak, bitki, hayvan, sıcaklık, soğukluk gibi canlı ve cansız varlılar oluşturur. Bundan dolayı çevreyi; “canlıların yaşayıp gelişmesini sağlayan ve onları sürekli olarak etkileri altında bulunduran fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörlerin bütünlüğüdür” şeklinde tanımlamak mümkündür.

 

Herşey Belli Ölçüye Göre Yaratılmıştır

“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.” [1]

“O (Allah) göğü yükseltti ve dengeyi koydu. Sakın dengeyi bozmayın” [2]

“İşte çevir gözünü,bir çatlak görebilir misin? Sonra gözünü bir daha bir daha çevir, bak. Nihayet gözün bir kusur bulamayıp yorgun ve çaresiz geri döner.” [3]

“Yeri yaydık, oraya sâbit dağları yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.” [4]

 

İslam’da Çevre Bilinci

Dinimizin öğretileri arasında, ağaç ve yeşillik sevgisinin çarpıcı örneklerinden söz etmek mümkündür. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de cennet anlatılırken mey­ve­ler, hurma ve nar, incir ve zeytin, taneli yiye­cek­­ler, üzümler, yon­calar, zeytinler, hurmalıklar, meyveler ve otlaklar, di­kensiz sedir ağaçları, meyveleri küme dizili muz ağaçları, uza­mış gölge ve çağlayan sular zikredilir. (Rahman, 55/68. Tin, 95/1. Abese, 80/27-32. Vakıa, 56/28-31)

 

Mekke ve Medine’nin Sit Alanı İlan Edilmesi

Peygamber Efendimiz, Mekke ve Medine bölgesini ve hatta Taif şehri ve civarını Haram bölgesi olarak ilan etmiştir. Yani bugünkü tabirle “sit” alanı ve millî parklar gibi kabul etmiştir.

Hz. Peygamber, Hayber seferinden Medine’ye dönerken, şehri göstererek şöyle demiştir:

“Ya Rabbi! Hz. İbrahim’in Mekke’yi haram belde ilan ettiği gibi, ben de Medine’yi haram belde ilan ettim, O’nun iki kayalığı arası haram bölgesidir. Ağaçları kesilmez. Hayvanları avlanmaz. Otu yolunmaz ve ağaçlarının yaprağı koparılmaz.” [5]

 

Çevreyi Korumak

Rasulullah, ZûKad Gazvesinden dö­ner­­ken Medîne yakınlarında Zureybu’t-Tavil adı verilen ye­re gel­di. Ensar’dan Beni Harise soyundan bazı kişiler: “Ey Allah’ın Resulü! Burası bizim develerimizin ve koyun­ları­mı­zın otladığı ve kadınlarımızın çıktığı yerdir” dediler. Bu sözleriyle el Gâbedenilen yeri kastediyorlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Kim bura­dan bir ağaç kesecek olursa, onun yerine bir ağaç diksin!” talimatını verdi. Daha sonra herkes buraya ağaçlar dikti. Burası kısa süre sonunda el-Ga­be diye şöhret bulan bir ormanlık oldu. [6]

 

Ağaç Dikimini Teşvik

Rasulullah buyurdu ki:

إِنْ قَامَتِ السَّاعَةُ وَبِيَدِ أَحَدِكُمْ فَسِيلَةٌ فَإِنِ اسْتَطَاعَ أَنْ لاَ يَقُومَ حَتَّى يَغْرِسَهَا فَلْيَفْعَلْ

“Kıyâmet kopmaya baş­ladığında, birinizin elinde bir ağaç fidanı bu­lunsa, kıyâmet kopmadan onu dikmeye gücü ye­terse, hemen diksin” [7]

Yine Rasulullah buyurdu ki:

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا ، أَوْ يَزْرَعُ زَرْعًا ، فَيَأْكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أَوْ إِنْسَانٌ أَوْ بَهِيمَةٌ ، إِلَّا كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

“Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir bitki ekerse, ondan kuş, insan ve­ya hayvan yerse, bu onun için sadaka olur” [8]

Yine Rasulullah buyurdu ki:

مَنْ قَطَعَ سِدْرَةً صَوَّبَ اللَّهُ رَأْسَهُ فِي النَّارِ

“Kim (yolcuların ve hayvanların gölgelendiği) bir ağacı boşuna ve lüzumsuz olarak keserse, Allah onu baş aşağı Cehenneme atar.” [9]

 

Hz. Ömer’in Çevre Duyarlılığı

Ziyad, Osman b. Maz’un’un azatlısıydı. Maz’un ailesinin Herre’deki toprağı, bu azatlıların idaresinde idi. Ziyad diyor ki: Ömer bin Hattab abasıyla başı örtülü olarak bazen gün ortasında benim yanıma gelir, yanımda oturur, benimle konuşur, ben ona salatalık ve sebze ikram ederdim. Ömer günlerden bir gün bana:

“- Yerinden ayrılma, ben seni buraların idaresine memur ettim. Medine etrafındaki ağaçları koparmaya, kesmeye müsaade etme. Her hangi bir kimse ağaçlara dokunursa, o kimsenin ipini, baltasını al.” dedi. [10]

 

Ekolojik Dengenin Bozulmasına Sebep İnsandır

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِى النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır” [11]

 

Çevre Temizliği

Rasulullah buyurdu ki:

عُرِضَتْ عَلَىَّ أَعْمَالُ أُمَّتِي حَسَنُهَا وَسَيِّئُهَا فَوَجَدْتُ فِى مَحَاسِنِ أَعْمَالِهَا الْأَذَى يُمَاطُ عَنِ الطَّرِيقِ وَوَجَدْتُ فِى مَسَاوِى أَعْمَالِهَا النُّخَاعَةَ تَكُونُ فِى الْمَسْجِدِ لَا تُدْفَنُ.

“Ümmetimin iyi ve kötü bü­tün amelleri bana arz edilip gösterildi. İyi amelleri a­ra­sında, yoldan atılmış olan “eza”yı gördüm. Kötü amelleri arasında ise yere gömülmemiş tükürük de var­­dı” [12]

Rasulullah buyurdu ki:

اِتَّقُوا اللَّعَّانَيْنِ

“Lânet edilen iki şeyden sakının!” buyurdular.

قَالُوا: وَمَا اللَّعَّانَانِ يَا رَسُولَ اللَّهِ

Ashab, “Lanet edilen iki şey ne­­dir?” diye sordu.

قَالَ: الَّذِى يَتَخَلَّى فِى طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ فِى ظِلِّهِمْ

Hz. Peygamber de, “İnsan­la­rın kullandığı yo­­lu ve gölgelendikleri yeri hela olarak kul­lan­mak­tır” buyurdu. [13]

 

Osmanlı’da Çevre Temizliği

Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul’a gelen bir Alman Rahibi 1560 yılında yazdığı bir eserde: “Buradaki temizliğe hayran oldum. Burada herkes günde beş defa yıkanır. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bulunmaz. Ayrıca ismine “hamam” dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün vücutlarını yıkarlar. Halbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler.” demektedir. Avrupa da yıkanmak ancak, asırlar sonra öğrenilmiştir.

Müslümanlar camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Halılar, döşemeler tozsuz, temiz olur. Onun için mikrop ve hastalık bulunmaz. Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktu.

 

Ünlü Fransız şair Lamartine şu gözlemlerini kaydetmektedir

Müslümanlar canlı ve cansız mahlukatın hepsiyle iyi geçinirler: Ağaçlara, kuşlara, köpeklere, velhasıl Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler; bizim memleketlerde başı boş bırakılan veyahut eziyet edilen bu zavallı hayvan cinslerinin (türlerinin) hepsine şefkat ve merhametlerini teşmil ederler. Bütün sokaklarda mahalle köpekleri için muayyen (belirli) aralıklarla su kovaları sıralanır; bazı Müslümanlar, ömürleri boyunca besledikleri güvercinler için, ölürken vakıflar kurarak, kendilerinden sonra da (bu hayvanlara) yem serpilmesini sağlarlar.

 

Fatih Sultan Mehmed’in Çevre İle İlgili Vakfı

Ben ki İstanbul’un Fatihi abd-i âciz Fatih Sultan Mehmed…

Bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kâin ve malûmu’l-hudud olan 136 bâp dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim.
Şöyle ki: Bu gayri menkulâtımdan elde olunacak nemalarla, İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde, günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin tükrükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20’şer akçe alsunlar.

Ayrıca 10 cerrah, 10 tabib ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar; bilâistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise ve şifası orada mümkün ise şifâyâb olalar. Değil ise, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze’ye kaldırılarak orada salah buldurulalar.

Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vâki olabilir. Böyle bir hal karşısında, bırakmış olduğum 100 silah ehli erbaba verile. Bunlar ki, hayvanâtıvahşiyenin yumurtada ve yavruda olmadığı sıralarda, balkanlara çıkıp avlanalar ki, zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.

 

Ağaca Verilen Değer

Ağaç sevgisini Atatürk’ün yaşamından aktaracağım şu enteresan anektodda da görmek mümkün:

Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde, Köşk’ün hemen yanındaki ulu çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: “Ağacın dalları uzamış, binanın duvarlarına dayanmış.” Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkânsız olan bir emir verir: “Ağaç kesilmeyecek, bina kaydırılacak”

Görev, İstanbul Belediyesi’ne intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlenir. Başmühendis Ali Galip Alnar yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova’ya gelerek çalışmalarına başlar.
8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim santim çalışılarak bina, yapı altına sokulan raylar üzerine oturtturulur. Bina, raylar üzerinde 4.80 m. kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve ulu çınar ağacı da kesilmekten kurtulur.

Hazırlayan: Mehmet ERGÜN / Vaiz

Kaynak: insanveislam.org

*****

[1] Kamer, 49.
[2] Rahman, 7-8.
[3] Mülk, 3-4.
[4] Hicr, 19.
[5] Buhari, Müslim.
[6] Belazuri, Futûhu’l-Buldân, I, 17.
[7] İbnHanbel.
[8] Buhari, Müslim.
[9] Ebu Davud.
[10] Belâzûrî, Futuhu’l-Buldan, I, 12,13.
[11] Rum, 41.
[12] Müslim.
[13] Müslim.

Söz Sende (Yorum Yap)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s