Alıntı

Kazakistan’da Dini Yapı

Doğduğun yer gibi yer olmaz, doğduğun halk gibi halk olmaz. (Kazak Atasözü)

 

28.06.2018

Aytaç Çağlar
Student, Karabük University

 

Bağımsızlık öncesi Kazakistan’da ekonomide tarım ve hayvancılık belirleyici iken idari yapıda da, kabile, boy şehir ve köy cemaatleri şeklinde ayrılan bir yapılanma mevcuttur. Bu hususun önemi, bu tarzda bir ekonomik-idari sistemin genel olarak İslami ideoloji ile karakterize olmasıdır. Yani Kazakistan’da bağımsızlık öncesi süreçte İslam dininin baskın konumda olduğu görülmektedir. Tarihçi W. Barthold Kazakların İslamiyet’e olan bağlılıklarını şu sözleriyle tespit etmektedir:
Bir Türkistanlıya kimliğini sorsanız, o önce Müslüman olduğunu, sonra hangi şehirden veya köyden olduğunu, eğer bir göçebe ise kabilesini söyler.”

Kazakistan’ın İslam algısı örfe dayalı bir Hanefi-Maturidi mezhebiyle karakterizedir.

Çarlık döneminde Hristiyanlaştırma politikasına maruz kalan Kazaklar, Sovyetler döneminde de ateist bir inanca sevk edilmeye çalışılmıştır. Bu politikalar sonucunda ülkede İslamiyet’in etkisi büyük ölçüde kırılmaya çalışılsa da Kazakistan’da bağımsızlık öncesi süreçte İslam dininin halen baskın bir şekilde varlığını koruduğu görülmektedir.

Bağımsızlık Sonrasında Kazakistan’daki Dini Yapı

Bağımsızlık öncesi dönemde Rusların asimilasyonuna maruz kalan din algısı, bağımsızlık sonrası süreçte İslamiyet özelinde bir hareketlenmeye girmiştir. Bağımsızlık öncesi Kazakistan’da elbette ki farklı dini inanç sistemleri de mevcuttur fakat Ruslar hem Çarlık döneminde, hem de Sovyet döneminde baskın olan ve kendileri için tehlikeli doktrinler sunan İslam dinini asimilasyon politikalarının hedefine koymuşlardır. İşte bu politikalar reflektif olarak, bağımsızlık sonrası süreçte Kazakistan ulus inşa sürecinin bir boyutunu da din temelli bir eksene kaydırmıştır. Bağımsızlıkla beraber Kazakistan’da İslamiyet, millet ve devlet bütünleşmesini sağlayan, ahlaki kaynakların önemli bir unsuru olarak yükselmiştir. Halk bu milli şuurla cami ve medreselerin imarına yönelmiş ve İslami akidelerin uygulanması hızla artmıştır. Böylece Rus asimilasyonu bağımsızlık sonrası Kazakistan’da daha ateşli bir İslamiyet’in itici gücünü oluşturmuştur.

Kazakistan’da Türkiye örneğinden hareketle ilahiyat fakülteleri açılmış, tasavvuf öne çıkarılmış ve Yesevi Tanu (Yesevilik Bilgisi) adıyla bir ders, temel dersler arasına konularak Yesevilik Kazakistan’da gündeme taşınmıştır.

Sonuç olarak Kazakistan’da İslami ideoloji, ulus inşa sürecinin etkili bir unsuru olmuş ve küreselleşmenin de bir aracı olarak kullanılmıştır.

Nursultan Nazarbayev’in şu sözleri bağımsızlık sonrası Kazakistan’ın İslam dinine ve diğer inançlara dair olan iç politikasını özetlerken aynı zamanda da geleneksel İslam’dan ziyade örfi bir İslam algısına sahip olduğunu göstermektedir;
Biz İslam’ı resmi din olarak kabul ediyor ve bundan gurur duyuyoruz. Fakat Müslümanlığımızı konu ederek bir yerlere gelemeyiz. Diğer Müslüman devletlere ve yaşama biçimlerine saygımız sonsuz fakat biz Arap değiliz. Biz göçebe ve Türki bir halkız, Araplar gibi kızlarımızı dini, kültürel veya toplumsal baskılarla kapatıp bunu Müslüman devlet imajı olarak kullanamayız. Onları çarşaflara bürüyerek eve hapsetmek bizim yolumuz değil.

Tekrarlıyorum! Herkese saygımız sonsuz fakat giyim kuşam insanların kendi özelindedir. İslam öncesinde kadınlarımız nasıl isterlerse öyle giyinirlerdi ve toplumu rahatsız etmek gibi bir amaçları hiç olmadı. Bugün ise bir sorun olması bizim halkımız için mümkün değildir. Müslüman ve Sünni bir halk olmamız insanların hayatlarına karışmamız için sebep değildir.”

Günümüzde Hıristiyanlık, Budizm, Bahailik, Hinduizm dinlerinin yayılmasını sağlamak adına Kazakistan’da bilinçli olarak misyonerlik faaliyetleri yürütülmektedir. Bunda bağımsızlık sonrası Kazakistan’ın din ve vicdan özgürlüğünü koruyan politikasının da etkisi büyüktür. Özellikle de kendisini seçilmiş millet olarak gören Rusların Ortodoks (Provaslav) misyonerliği yaygın olmakla beraber, Kazakların bu misyonerlik faaliyetlerini “asimilasyon” politikası olarak görmesi, halk arasında misyonerlere duyulan öfkeyi de beraberinde getirmektedir. Bu açıdan misyonerlik faaliyetleri ancak Slav unsurların yoğunlukta olduğu sahalarda etkililik gösterebilmiştir.

Burada vurgulamak gerekir ki Kazakistan’da din ve vicdan özgürlüğü elbette ki devlet tarafından güvence altına alınmalıdır fakat diğer ülkelerin resmi ideolojilerine maşa olan dini yapılanmaların Kazak ülkesindeki faaliyetlerini kısıtlayıcı tedbirler alınmalıdır.

Günümüzde Kazakistan’da misyonerlik faaliyetleri dışında bir başka dinsel sorun, İslamiyet’in farklı yorumlamalarıyla ortaya çıkan tarikat ve yapılanmalarındır. Bu yapılanmalar Kazakistan Devleti’nin uluslararası sahadaki imajını olumsuz şekilde etkilemektedirler. Bağımsızlık öncesine kadar varlığı görülmeyen bu yapılanmaların bağımsızlık sonrası süreçte artması, amaçlarının ulus inşa sürecini engellemek, Kazak yükselişini engellemek, Kazakistan’da daimi istikrarı engellemek gibi temellere dayandığını göstermektedir. Ayrıca bu yapılanmaların içerisinde yüksek seviyede eğitimli kişilerin bulunması, bu yapılanmaların basit bir hareket olmadığını, aksine sistemli bir dış politikanın birer unsurları olduğunu bizlere göstermektedir. Durum bu yönüyle ele alındığında, Kazakistan’ın üzerinde çok titiz düşünmesi gereken bir konu olduğu görülmektedir.

Din kılıfına bürünmüş bu yapılanmaların bazı uygulamaları ve amaçları şu şekildedir;
– silahlı çatışmalara davet etmek,
– namaz kılmayanlara karşı cihada davet etmek,
– hilafet rejimi kurmak,
– şeriat yönetimini resmileştirmek.

Kazakistan’daki bağımsızlık sonrası ortaya çıkan bazı tarikat ve yapılanmalar ise şunlardır;

 El-Kaide
 Doğu Türkistan İslam Partisi
 Kürdistan Milli Kongresi
 Özbekistan İslami Hareketi
 Esbat El-Ansar
 Taliban
 Hizbu’t-Tahrir
 Boz Gurd
 Orta Asya Mücahitler Cemaati
 Laşkarı Taiba
 Aum Sinrike Hareketleri

Kazakistan bu bölücü ve yıkıcı yapılanmaların faaliyetlerine karşı ülkesi sınırları dâhilinde şu tedbirleri almıştır;

 Bu amaçlı yapılanmaların camilerde sohbet, vaaz yapmaları yasaklanmıştır.
 Namazlar sadece Hanefi mezhebine göre kılınacaktır.
 İmamlar Hanefi mezhebine göre eğitim almış kişilerden atanacaktır.
 Dini yayınların geleneksel İslam anlayışına uygunluğu devletçe denetlenecektir.

Son olarak ifade etmek gerekir ki Kazakistan’ın Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Türkmenistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi sınır komşularıyla olan politikalarında din olgusu da belirleyici faktörlerdendir. Yine sınırdaş olmayıp fakat dindaş olunan ülkeler ile farklı sahalarda kurulan birlikteliklerde de İslam algısının etkisinden bahsetmek mümkündür.

Kaynak:
ULUSLARARASI AFRO-AVRASYA ARAŞTIRMALARI DERGİSİ INTERNATIONAL JOURNAL OF
AFRO-EURASIAN RESEARCH