İslam ve Ahlak

Nasıl bir kardeşlik?

Yüce dinimiz İslam, Müslümanlar arasında yüce değerler ile sarsılmaz, manevi bir kardeşlik tesis etmiştir. Bu kardeşlik ana-baba bir kardeşlikten daha kapsamlı tüm Müslümanları birbirlerine gönül bağıyla bağlayan bir kardeşliktir. Bu kardeşlik dünyanın neresinde, rengi, ırkı, dili, cinsi, mal mülk varlığı ne olursa olsun birlik ve beraberlik içinde dipdiri bir İslam (îmân) kardeşliğidir.

İslam Kardeşliği insanların çizmiş olduğu sınırları tanımaz. Sınırlar ötesinde, Filistin’de, Bangledeş’te, Myanmar’da, Mısır’da, Türkistan’da, Somali’de ve yüreklerin yandığı Suriye’dedir.

Sadece kendi hayatımızı önemsediğimiz bir hayat tarzımız olamaz. Sadece ibadetlerimizi yapmakla mükellefiyetlerimizi yerine getirmiş olmayacağız. İbadetlerimiz Rabbimize yaptığımız yolculuğumuzda bizim için bir aydınlıktır. Ancak kardeşlerimizin hak ve hukuklarını ihmal ve ihlal etmek bu yolculuğumuzu sekteye uğratacaktır. Her devirde muhtaç olduğumuz ensar/muhacir kardeşliğini bu çağda yeniden hatırlama ve hayata aktarma vaktinin geldiğini bilmemizi arzu ediyorum. Çünkü kâmil bir müslüman olabilmenin yolu, dünya ve ahiret cennetini elde etmenin yolu Müslüman kardeşlerimizin haklarına riayet etmekledir.

Bizler Müslüman’ız elhamdulillah. Bizler birbirimizin manevi kardeşleriyiz. Birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Yapmamız gereken sorumluluklar olduğu gibi yapmamamız gereken sorumluluklarda var.

Peki nasıl bir kardeşlik?!

Kendimiz için istediğimizi Müslüman Kardeşimiz için istememiz gereken bir kardeşlik.

Bizler Müslüman olarak bize ne yapılmasını arzu ediyorsak Müslüman kardeşimize de öyle davranmamız gerekir. Şahsımıza yapılmasını hoş karşılamadığımız bir şeyi başkasına yapmak hem insani değildir, hem de Allah’ın elçisi bundan bizleri nehyetmiştir.

Müslüman Müslüman’ın îmân kardeşidir. Bu kardeşlik Yüce yaradan tarafından tesis edilmiştir. Hepinizce malum olduğu üzere Hucurat suresinde şöyle buyrulmaktadır;

Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah’tan sakının, umulur ki merhamet olunursunuz.”

Sevgili Peygamberimiz Müslümanlar arasında bulunması gereken kardeşliği bize şöyle bildirmektedir;

“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”

Müslüman’ın Müslüman’a yalan söylemediği, aleyhinde yalan yere şahitlik yapmadığı bir kardeşlik.

Günümüzde en çok ihlal ettiğimiz yasakların başında yalan gelmektedir. Akla gelen ilk çare yalana başvurmak gibi çok hatalı bir davranışımız var. Bu hususu ise hepimiz bilmekte ancak hayata aktaramamaktayız.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır;

Onlar yalan yere şahadet etmezler; faydasız bir şeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.”

Sevgili Peygamberimiz ise doğru söylemenin ne kadar değerli olduğunu yalanın ise kişiye nasıl sıkıntılar getireceğini şöyle bildirmektedir;

“Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr’a) sürükler. Fucûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır”.

Bazen konuştuklarımızın nereye gittiğini bilmeyiz. Bazen konuşmak için konuşuruz. Hiçbir hikmet aramayız. Oysaki bu davranış doğru bir davranış değildir. Müslüman yapmış olduğu her işi en güzel şekilde yapmalıdır. Yoksa önemsemediğimiz bir söz neticesinde başımıza birçok sıkıntı gelebilir. Yunus Emre bu hususu şöyle şiirleştirmiştir;

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz.
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz.

Müslüman’ın Müslüman’a kötü söz söylemediği, gıybetini yapmadığı bir kardeşlik.

Öncelikle bir ayet ile bu hususu ifade etmeye çalışalım. Yüce Rabbimiz Nur suresinde müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlerin ahirette sıkıntı bir durumla karşılaşacağını şöyle bildirmektedir;

Müminler arasından hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.”

Toplumumuzda vazgeçilemeyen yanlışlıklar arasında gıybet etmek, kötü, küfürlü, şerli, gönül kıran söz söylemekte (üzülerek görmekteyiz ki) mevcuttur. Oysaki Müslüman’a, gıybet etmek, kardeşine kötü sözler söylemekte yasak kapsamındadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de gıybet yasağı bizlere şöyle bildirilmektedir;

Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah’tan sakının, şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul edendir, acıyandır.”

Üzülerek görmekteyiz ki günümüzde küfürlü konuşmalar yaygın hale gelmiştir. Oysaki Müslüman’a küfür etmek fasıklık alametidir. Biz bunu Peygamberimizden (s.a.) şöyle öğrenmekteyiz;

“Müslüman’a sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür.”

Peki, nasıl konuşacağız? Allah’ın elçisi bir hadislerinde konuşmayla ilgili nasıl bir davranış modeli benimsememizi veciz bir şekilde bizlere şöyle aktarmaktadır;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan, ya hayr söylesin ya da sussun.”

Hadis-i şeriflerde ve ayetlerde görmekteyiz ki; elinden ve dilinden mü’minlerin emin olmadığı kimse gerçek anlamda iyi bir Müslüman olamamış demektir. Hayr söylemeyi beceremediğimiz zamanlarda susmak en güzel ilkedir. Çünkü “söz gümüşse sükût altındır.” Söylemiş olduğumuz her şey kayıt altına alınmakta ve ahirette mutlaka karşımıza çıkartılacaktır.

Müslüman’ın Müslüman’a koğuculuk yapmadığı, lafını taşımadığı bir kardeşlik.

Yüce Rabbimiz koğuculuk yapanlara itibar etmememizi bizlere bildirmektedir;

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.”

Koğuculuk (nemime) olarak ifade edilen laf taşımak Müslüman’a yakışmayan sıfatlardandır. Ayrıca böyle davranışlar sergileyenlerin cennete giremeyeceği uyarısı vardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.) hadislerinde şöyle buyurmaktadır;

“Koğuculuk yapan cennete giremez.”

Yine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından geçmekte olduğu iki kabir hakkında şöyle buyurdu;

“Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günahtan dolayı azâb görüyorlar. Evet, aslında (günahları) büyüktür. Biri koğuculuk yapardı. Diğeri ise, idrarından sakınmaz, iyice temizlenmezdi.”

Müslüman’ın Müslüman’ı hor görmediği, onu alaya almadığı ona lanet etmediği bir kardeşlik.

Müslümanları hor görmek, alaya almak ve onlara lanet etmek Müslüman’a yakışmayacak davranışlardandır, Kur’ân ve sünnette yasak kapsamına alınmıştır. Yüce Rabbimizin ayetleri ve Sevgili Peygamberimizin bu husustaki hadisleri şöyledir;

Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.”

“Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.”

“Birbirinize Allah’ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı ile lânet ve beddua etmeyiniz!”

“Olgun mü’min, lânetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz.”

Müslüman’ın Müslüman’a küsmediği, ilişkisini kesmediği, ona sırtını dönmediği bir kardeşlik.

Aynı inancı gönlünde bulunduranlar arasında mutlak manada olması gerekenler vardır. İnanan kardeşine karşı, merhamet göstermek, yumuşak davranmak, mütevazı olmak, şefkatle muamele etmek bunlardan bir kaçıdır. Bu saymış olduğumuz davranışların zıddı ise asla inananlar arasında bulunmaması gereken davranışlardır ki, Sevgili Peygamberimizin bir hadislerinde yapmamamız gerekenler bizlere şöyle bildirilmektedir;

“Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi (küsmesi) helâl değildir.”

Bu hadis-i şerif bizlere çok büyük mesajlar vermekte, toplum hayatımızda neler yapmamamız gerektiğini bize bildirmektedir. Hadiste ön plana çıkan şu hususlar çok önemlidir.

Buğzetmek: Müslüman’ın sevdikleri, saygı duydukları olabileceği gibi, sevmedikleri, buğzettikleri, kin besledikleri de olacaktır. Bu da pek tabiîdir. Zira sevgi ne kadar tatlı ve sıcak; buğz ve kin ne kadar sert ve soğuk görülürse görülsün, “Allah için” oldukları zaman, aralarında fark kalmaz, her ikisi de aynı hükümde birleşirler. Her ikisi de “en üstün amel” derecesine yükselirler. Niteki Allah’ın elçisi (s.a) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır;

“Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, kin tutmaktır.”

Bu sebeple de bir müslümanın bir başka müslümana buğzetmesi, her şeyden önce kardeşlik kavramına ve duygusuna ters düşer. Ancak buğz, tamamen dini kaygılar sebebiyle ve Allah rızâsı için olursa, o zaman sakıncalı olmaktan çıkar ve olumlu bir anlam kazanır.

Hased: Başkasının sahip bulunduğu maddî mânevî bir değerin onun elinden çıkmasını istemek demek olan hased, dilimizde kıskançlık kelimesiyle karşılanmaktadır. Bu mânada müslümanların birbirlerini kıskanmaları, çekememeleri, her birinin yekdiğerinin imkânlarında, malında, mülkünde, mevki ve makamında gözü olması, önce kardeşlik hukukuna sığmaz, sonra da toplumda emniyet ve güven bırakmaz.

Sırt çevirme: Buğz ve hased birer duygu idi. Sırt çevirmek ise, bu duygulara dayalı olarak, düşmanlık olsun diye müslümanlara arkasını dönme, görüşmeyip konuşmama, onlardan kopma demektir ve bu bir davranıştır. Müslümanların birbirlerine sırt dönmeye kalkışmaları, elbette “kardeşlik”le bağdaşmaz. O yüzden de yasaklanmıştır.

İlişki kesme: Maddî mânevî bütün ilişkileri koparma, müslümanlarla ilgilenmeme demektir. Eskiler buna kat-ı alâka derler. Kardeşler arasında, ciddî ve meşrû bir sebebe dayanmayan bir ilişki kesme, çok ciddî mânada bir bozgun alâmetidir.

Küsme, konuşmama: Çok farklı sebeplere dayalı olarak insanlar birbirlerine kızabilir, küsebilirler. Ancak bunun makul ve meşrû bir sürede sona erdirilmesi gerekir. Bu süre hadîs-i şerîfte en fazla üç gün olarak belirlenmiştir. Üç güne kadar küs durmanın hiç bir sakıncası yoktur, sanılmamalıdır. Onun da sakıncası vardır ama küsme olayı üç günü taşarsa, işte o zaman açıkca “haram” sınırına girmiş olur. Kişisel değil de tamamen dinî sebeplerle üç günden fazla küs durulabilir.

Günümüzde bazı gerekçeler ön plana sürerek küslüğü devam ettirenlerimiz vardır. Bu karı-koca arasında olabileceği gibi, ana-baba çocuklar arasında, kardeşler, akrabalar, komşular arasında olabilmektedir. Üzülerek görmekteyiz ki, bu küslüğü çok uzun sürelere taşıyanlar vardır. Hani bir sözü dinlenmediği için çocuklarını evlatlıktan reddedenler, eşlerini boşayanlar, kardeşliklerini bitirenler, ahbaplığını sonlandıranlar vardır. Hatta bazıları bunu bir şerefmiş gibi anlatırlar. Yaptıklarının ne kadar önemli olduğunu zannederlerde insanlara ibretlik bir ders vermek isterler. Oysaki bu durum insanî ve İslamî değildir. Böyle olanlara şöyle seslenmek istiyorum;

“Ya, Rabbimiz bizim yaptığımız gibi bir kere bize karşı hata edildiğinde hata edeni yanımızdan kovduğumuz ve özrünü kabul etmediğimiz gibi, hata edip, günah işlediğimizde bizi kulluğundan kovsaydı ve bizi bir daha kulluğuna kabul etmeseydi ve tövbelerimizi kabul etmeseydi… Bizim halimiz nice olurdu?!”

Müslüman’ın Müslüman’a hased etmediği bir kardeşlik.

Hased, insanlara yapmamaları gerektiren şeyleri yaptıran, yapmaları gereken şeyleri ise yaptırmayan bir davranış bozukluğudur. Bu öyle bir davranış bozukluğudur ki, Kur’ân-ı Kerîm’de böyle olanların şerrinden Allah’a sığınılması tavsiye edilmektedir;

De ki: “İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların İlâhı, insanların Hükümrânı ve insanların Rabbine sığınırım.”

Ayet ve hadisler gereği Müslüman’da bulunmaması gereken yanlış davranışlardan biride haseddir. Hased, kendimizi ve kardeşliğimizi yiyip bitirmeden, biz bu yanlış davranıştan vazgeçmeliyiz.

Müslüman’ın başına gelenlere sevinilmediği, üzüntüsünün paylaşıldığı bir kardeşlik.

İnsanların başına gelen sıkıntılara sevinmek insanî bir vasıf değildir. Hele hele bir Müslüman’ın kardeşinin başına gelen felaketi için sevinmesi ise asla düşünülebilecek bir şey değildir. Allah’ın elçisi de (s.a.) bu durumun yanlışlığını ve bu tutumu benimseyenlerin neler ile karşılaşabileceğini bizlere şöyle bildirmektedir;

“Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratıverir.”

Atasözü olarak kullandığımız bir veciz söz vardır. “Gülme komşuna, gelir başına.” Bu söz tamda konumuzu özetlemektedir.

Müslüman’ın Müslüman’ı aldatmadığı bir kardeşlik.

Aldatmak, aldanmanın en büyük işaretidir. Çünkü aldatanlar kazançlı çıktıklarını zannederek bunu yapmaktadırlar ki, buda kaybetmenin başladığı noktadır. Bu sebeple aldatma insanın kendisiyle çelişmesi, kendi eliyle kendini tehlikeye atması demektir. Müslüman ise bilinçli insandır. Kendi kaybını hazırlayacak bir yanlışlığın içinde olmaz, kardeşini aldatmaz.

Üsve-i Hasene olan Resulullah (s.a.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır;

“Bize silah çeken bizden değildir. Bize hile yapıp aldatan da bizden değildir.”

Allah’ın elçisinin hayatında bir kesitle aldatmanın tehlikesini iyice zihinlerimize yerleştirelim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) pazarda bir buğday sergisine uğradı. Elini buğday yığınının içine daldırdı, parmakları ıslandı. Bunun üzerine satıcıya:

“Ey zâhîreci! Bu ıslaklık nedir?” buyurdu.

Adam:

“Ey Allah’ın resûlü! Yağmur ıslattı.” dedi.

Resûl-i Ekrem:

“İnsanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya! Kim bizi aldatırsa, bizden değildir.” buyurdu.

Netice itibariyle iyi bir Müslüman olmak asıl hedefimiz olmalıdır. İyi bir Müslüman olmanın yolu ise sadece ibadetlerimizi yapmaktan geçmiyor. İmanımızı kemâle erdirip, sâlih bir amelle beraber güzel bir ahlakla donanmalı, kul hakkından gücümüzün yettiği kadar sakınmalıyız. Resulullah’ın (s.a.) şu hadisi bizlere ışık tutmalıdır;

“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir (hicret eden)de Allah’ın yasakladıklarını terk edendir.”

Sizlerle paylaşmaya çalıştığımız, Müslüman kardeşimizin dokunulmaz hakları konulu yazımızı Sevgili Peygamberimizin (s.a.), anlattıklarımızı özetleyecek ve yapmamız gerekenleri bizlere bildirecek bir hadisleriyle sonlandırıyoruz;

“Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun!
Müslüman Müslümanın kardeşidir; Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!
Kişiye, müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, namusu ve malı müslümana haramdır.
Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir.”

Evet kardeşlerim, yazımızda Müslüman olmamızın gerekliliği olan kardeşlik hukukumuzun nasıl olması gerektiği üzerinde durduk. Kardeşlerimizin dokunulmaz haklarını sizlerle paylaşmaya çalıştık. Yazımıza başlarken söylediğimiz şu hususu yazımızın sonunda sizlere yeniden hatırlatmak isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Bu kardeşlik ana-baba kardeşliğinden daha ulvî bir kardeşliktir.

Geliniz! Kardeşlerimizin haklarına riâyet edelim!

Geliniz! Birbirimize sırt dönmeyelim. Kardeşlerimizin yaralarına merhem olalım. Küslükleri sonlandıralım. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın kardeşlerimizle saflarımızı sık ve düzgün tutalım. Ayrışmayalım! Birleşelim!

Yüce Rabbim, kendi rızasına uygun işleri hayatımıza aktarmayı nasip eylesin. Müslüman kardeşlerine karşı yanlış davranışlar içerisinde olanlardan değil, her daim kul hakkını gözetip, dünya ve ahiret mutluluğunu kazananlardan eylesin. Amin!

Allah’a emanet olun!

Faydalanılan kaynak:

guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL

Söz Sende (Yorum Yap)