Psikoloji İslam

Gerçek huzura nasıl kavuşuruz?

Çoğu insan huzur bulacağı ümidiyle koşuyor dünyalıkların peşinden. Fıtrî bir ihtiyaç olan huzur arayışından vazgeçilemeyeceğini bilen dünyalık tüccarları da huzura; pazarladıkları hayat tarzı, yanlış anlayış, sahte ideoloji, yahut dünyalık ürünle ulaşılacağı telkininde bulunuyorlar bu yüzden. Oltanın ucundaki yalancı ve aldatıcı yeme benzeyen bu tür huzur telkinlerinin aslında huzursuzluk getirdiği ancak iş işten geçtikten sonra anlaşılabiliyor.

Bu tespitler, huzuru aramayalım anlamına gelmiyor elbette. Önce ne aradığımızı ve aradığımız şeyi sahtesinden, taklidinden ayırt edecek kadar bilmemiz hususunda bizi uyarıyor. Sonra da onu nerede arayacağımız üzerinde kafa yormamız gerektiğini söylüyor bize.

Huzur nedir, nerededir?” arayışı bir müslüman için öyle “gülelim eğlenelim” cinsinden basit, seviyesiz bir mutluluk talebi değil, bir mükellefiyettir. Çünkü huzur, ancak “Huzur’da olmak”la kazanılabilen bir mü’mîn vasfıdır.
Huzur, gönül ferahlığıdır. İnsanın kendini rahat, memnun ve emniyette hissetmesi, kendisiyle barışık olmasıdır. Bir dirlik ve sükunet halidir. Fakat bugün hepimizin ilk anda aklına gelen bu anlamlar tasavvufî terbiyenin etkisiyle sonradan yüklenmiştir huzur kelimesine. Nitekim temel kaynaklarımızda, ayet ve hadislerde, şimdilerde “huzur” diye adlandırdığımız hâl, “itminân” yahut “sekîne(t)” kelimeleriyle ifade edilir.

Huzur aslında “önemli bir kimsenin bulunduğu yer, makam” veya “o yer ve makamda, makam sahibinin önünde bulunma, hazır olma” demek. Bizim gerçek huzuru tattığımız an, Elest Meclisi’nde Rabbimiz’in huzurunda bulunduğumuz an olduğu için, Ruhlar Alemi’nde ezelde yaşadığımız ve kalbimize nakşettiğimiz emniyet ve ferahlık hissinin o eşsiz zevkine “huzur” adını vermişiz.

Demek ki huzur nefsimize veya beşeriyetimize değil; ruhumuza, ruhumuzun merkezi olan kalbimize, gönlümüze mahsus bir derunî zevk, bir manevi tatmin hissidir. Ruhumuz bu müstesna tat ve güzelliğe Elest Bezmi’nden aşina olduğu için, aynı tat ve güzelliği hissettirmeyen başka hiçbir şey onu huzurlu kılmayacak, kalbimiz başkaca hiçbir şeyle itminan bulmayacaktır.

Kur’ân-ı Kerîm’de de “İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmaîn olur.” (Ra’d, 28) buyurularak bu hakikate işaret edilir.

Söz Sende (Yorum Yap)