Ramazan-ı Şerif

Hoşgeldin ey mübârek Ramazan ayı

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım

Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla

Hamd, Allah’a mahsustur!

Salâtü selâm Allah’ın elçisi Muhammed’in, âl’inin ve ashâbının ve onların izinden giden mü’minlerin üzerine olsun.

Bizi bir Ramazan-ı şerif ayına daha eriştiren Rahmân’a sonsuz şükürler olsun. Amin!

 

Ramazan ayı takvimle ve hesapla değil, Ramazan hilâlinin görülmesiyle, yada Şaban ayını otuza tamamlamakla başlar.
Ramazan’a başlarken Şaban’ın son günü mü, Ramazan’ın ilk günü mü diye, şüpheye düşülen gün, konuyu iyi bilmeyenlerin oruç tutmaması daha iyidir. Ancak Ramazan hilalinin görüldüğü ilan edilirse, o gün şüpheli olmaktan çıkar. Ramazan olduğu kesinleşir.

Bayram da yine takvimle değil, Şevval hilâlinin görülmesiyle başlar. Ancak bayram hilâlini en az iki âdil şâhidin görmüş olması gerekir.

Kardeşlerim Rabbimiz yüce Allah, Ramazan ayı hakkında şöyle buyurmuştur:

Ramazan ayı, insanlara hak yolu gösteren, doğruyu ve hak ile bâtılın birbirinden ayırt etmenin açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. O halde sizden kim, Ramazan ayını idrak ederse, onda oruç tutsun. Her kim de onda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah, sizin için (dîninde) kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, orucu bir aya tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine, orucun sonunda (Ramazan bayramında tekbir getirip) Allah’ın adını yüceltmeniz, sizi doğru yola iletmesi (ve size kolaylık sağlamasına karşılık Allah’a) şükretmeniz içindir.” (1)

Âyet-i kerime de Ramazan ayının içinde, Kur’ân’ın indirildiği zikredilmektedir. Bundan maksat Kur’ân’ın, Kadir gecesinde bir bütün olarak Levh-i mahfuzdan dünya semasına, diğer bir adıyla Beyt’ül ma’mura yahut Beyt’ül İzze’ye indirilmesidir.

Bilindiği üzere Kur’ân daha sonra peyder pey (ara ara, parça parça) çeşitli münasebetlerle 22-23 yıl boyunca hazreti Resulullah’a (s.a.) indirilmiştir.

Bu mübarek ay; hayır, bereket, rahmet, ibâdet ve her türlü sâlih âmel için büyük bir mevsimdir. Bu ay; sevapları kat kat verilen, cennet kapıları açılan, cehennem kapıları kapanan, her türlü günah ve kötülüklerden Allah’a tevbe edilen büyük bir ay ve kıymetli bir mevsimdir. Bu sebeple hayır ve bereket mevsimlerini, fazîlet vesilelerini ve her türlü nimetleri size bahşetmiş olduğundan dolayı Allahu teâlâ’ya çokça şükredin, kıymetli vakitleri ve fazîletli mevsimleri, Allah’a itaatlerle ve haramları terk etmekle değerlendirin ki, güzel hayatı kazanıp ölümden sonraki hayata hazırlıklı olabilesiniz.

Samimi mü’min için yılın bütün ayları ibâdet mevsimleridir. Onun için ömrün hepsi, Allah’a taat ve ibâdet içindir. Fakat Ramazan ayında mü’minlerin hayır işlemek için azîm ve gayreti kat kat artar, ibâdet etmek için kalbi daha canlı bir hâle gelir ve Rabbi Allahu teâlâya daha çok yönelir.

Bu mübarek ayda kelime-i şehâdeti gerçekleştirerek, kusur ve hatalarını gözden geçirmeliyiz.

Kelime-i şehâdeti gerçekleştirmeye aykırı olan her şeyden (şirkten) uzak durmamız gerekir. Bu ise, bid’atlardan ve dînde yenilik çıkarmak gibi şeylerden uzak durmakla mümkün olur.

Ramazan ayında mü’minler nefslerini hesaba çekmelidirler:

Farzları noksansız, tam edâ ediyormuyuz?

Harama götüren şehevî duygularımızı ve şüpheleri terk ediyormuyuz?

Güzel ahlâk ve edeb kurallarına uyuyormuyuz?

Namazları cemaatle kılıyormuyuz?

Komşularımızın, akrabalarımızın ve diğer müslümanların üzerimizdeki haklarına riâyet ediyormuyuz, bu vazifelerimizi yerine getiriyormuyuz?

Selâmı aramızda yayma konusundaki durumumuz nedir?

İyiliği emredip kötülükten alıkoymak ve karşılıklı olarak hakkı tavsiye etmek ve buna sabretmek, çirkin şeyleri işlememeye ve güzel şeyleri işlemeye sabretmek hususunda ne kadar başarılıyız?

Günahlara ve şehevî duygulara devam etmekten nefsimizi yasaklayıp yasaklamadığımızdan nefsimizi hesaba çekiyormuyuz?

İnsanların mallarını bâtıl yollarla yemeye giren fâiz ve rüşvet gibi Allah’ın haram kıldığı şeyleri yemek konusunda nefsimizi hesaba çekiyormuyuz?

İmânımızı güçlü ve sağlam tutmak için neler yapıyoruz?

Çünkü îmân artar ve eksilir. Îmân, taatle yani sâlih âmel işlemekle artar, güçlenir ve sağlamlaşır, günah işlemekle eksilir, zayıflar.

Bu nefis muhasebesi, bu tevbe ve istiğfar ile Ramazan ayını karşılamamız gerekir.

Şeddad b. Evs (radiAllâhu anh) rivâyet ettiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

Akıllı kişi, nefsine hâkim olan (onu hesaba çeken) ve ölüm sonrası için çalışandır.” (2)

Şüphesiz Ramazan ayı, ganimet ve kazanç ayıdır. İşini bilen tüccar, kazancını arttırmak için kazançlı mevsimleri fırsat bilip kollar. O halde siz de bu ayı; ibâdet, çok namaz kılmak, Kur’ân’ı anlayarak okumak ve o mesajları hayata geçirmek, insanları affetmek, başkalarına ihsanda bulunmak ve fakirlere tasadduk etmekle değerlendirelim.

Biliniz ki Ramazan ayı, ayların en hayırlısıdır. Ramazan ayından günahları bağışlanmış ve sâlih amelleri kabul edilmiş olarak çıkalım inşâAllah.

Allah’ın yarattığı şeylerin birbirinden fazîletli oluşlarından birisi de Ramazan ayını, diğer aylardan ve son on gecesini de diğer gecelerden üstün kılmasıdır.

Ramazan ayında yılın en hayırlı gecesi vardır ki, o gece de, Kadir gecesidir. Nitekim Allahu teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rabblerinin izniyle (bu gecede takdir olunan) her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar esenlikle doludur.” (3)

Bu gecede yapılan ibâdet, bin gecede yapılan ibâdetten daha hayırlıdır.

Bir rivâyette Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

İbrahim’in Suhufu (sahifeleri), Ramazan ayının ilk gecesinde nâzil oldu. Musa’ya indirilen Tevrat, Ramazan’ın altıncı gecesinde nâzil olmaya başladı. Davud’a indirilen Zebûr, Ramazan’ın onikinci gecesinde indirilmişti. İsa’ya inen İncîl, Ramazan’ın onsekizinci gecesinde nâzil oldu. Ve Muhammed Mustafa’ya ve tüm insanlığa indirilen Kur’ân-ı Kerîm ise Ramazan’ın yirmiyedinci gecesinde indirildi.” (4)

İbn Abbâs (radiAllâhu anh) Resulullah’tan (s.a) şöyle işittiğini rivâyet etmiştir:

Şayet ümmetim, Ramazan ayında olan sevabı bilselerdi, bütün senenin Ramazan ayı olmasını temenni ederdi.” (5)

Çünkü bütün iyilikler ve hasenâtlar âdeta bu ayda bir araya toplanmıştır.

Ramazan ayında pek çok ibâdet vardır. Bu ibâdetlerin bazısı, diğer aylarda yoktur. Örneğin farz oruç, terâvih, itikâf gibi.

Bu ayda işlenen ibâdet ve taatler kabul olunmuştur. İşlenen günahlardan yapılan tövbe ve istiğfarlar bu ayda kabul edilmiştir. Bu ayda yapılan duâlar Allah tarafından kabul edilir.

Cennet bu ayda oruç tutanları iştiyakla bekler.

Kulun gerçekleştirebileceği ilk taat; kulluğu, yalnızca Allah’a gerçekleştirmektir. Kulun, nefsinde Allah’tan başka hak ilâh olmadığına inanıp bütün ibâdetleri yalnızca Allah’a hâlis kılması ve Allah’a ibâdette O’na hiç kimseyi ve hiç bir şeyi ortak koşmamasıdır.

Bizden her birimizin, kendisine isabet edenin (başına gelecek olanın) şaşmayacağını, isabet etmeyenin de isabet etmeyeceğini (yazılmamışsa, o şeyin olmayacağını) ve her şeyin bir kaderinin olduğunu yakînen bilmesi gerekir.

Yine Velâ ve Berâ mefhumunu gerçekleştirmemiz gerekir. Bu ise, mü’minleri sevmek ve onlara dostluk beslemek, kâfirlere, münâfıklara ve müşriklere düşmanlık edip onları sevmemekle mümkün olur. Müslümanların, düşmanlarına karşı üstün gelmelerine sevinmemiz, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashâbını örnek almamız, Resûlullah ile O’ndan sonraki Râşid halifelerinin yoluna uymamız, nerede, hangi renkte ve hangi uyrukta olursa olsun, Nebînin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünnetine sarılanları sevmemiz gerekir.

Yine mü’minlerden gece günah işleyenin tevbe etmesi için gündüz elini açtığını, gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için de gece elini açtığını gözönünde bulundurmamız ve böyle bilmemiz gerekir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

Rabbinizden bir mağfirete, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve takvâ sahipleri için hazırlanmış bulunan cennete koşun. Onlar (takvâ sahipleri) bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler ve insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. Onların mükâfatı; Rableri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki, orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!” (6)

Allahu teâlâ başka bir âyette şöyle buyurmuştur:

“(Ey elçi! Günahlara dalan kullarıma) de ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, (kullarından tevbe edenlerin günahlarını) çok bağışlayandır, (onlara) çok merhamet edendir.” (7)

Allahu teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

Kim bir kötülük yapar veya (Allah’ın hükmüne aykırı davranarak) kendine zulmeder, sonra da (yaptığına pişman olarak Allah’a döner ve O’nun mağfiretini umarak) Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhamet edici bulur.” (8)

Azâmet sahibi Allahu teâlâdan, bu ayda yapacağımız amellerde hepimizi muvaffak kılmasını, oruç ve sâlih amelleri işlemek ve kötülükleri terk etmek gibi konularda bize yardım etmesini niyâz ederiz. Amin!

Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Soru:

Şeytanların Ramazan ayında bağlanmış ve zincire vurulmuş oldukları hakkında bir hadis rivâyeti var.
Şeytanlar, Ramazan’da bağlanmış ve zincire vurulmuş iseler, çoğu zaman her türlü kötülüklerin ve günahların Ramazan’da vukû bulduğunu nasıl görebiliyoruz? Oysa bunların vukû bulmaması gerekirdi.

Cevap:

Bunun anlamı; orucun şartlarını muhafaza eden ve âdâbını gözeten kimseden bu kötülüklerin ve günahların vukû bulması azalır. Veya zincire vurulanlardan maksat; şeytanların hepsi değil de sadece azgın olanlarıdır. Veyahut da bundan maksat; kötülük ve günahların bu ayda azalmasıdır. Nitekim bu, gözle görülen ve hissedilen bir durumdur. Çünkü bu ayda vukû bulan kötülük ve günahlar, diğer aylara oranla daha azdır. Ayrıca şeytanların hepsinin zincire vurulması, hiçbir kötülük ve günahın vukû bulmamasını gerektirmez. Zirâ kötülük ve günahların vukû bulmasının, şeytanların dışında başka sebepleri de vardır. Tıpkı kötü nefsler, çirkin âdetler ve insî şeytanlar (şeytanlaşmış insanlar) gibi. (9)

Mevlüt Koyuncu


1) Bakara Sûresi: 185.

2) Tirmizi, Kıyame 25. İbn Mace, Zühd 31. Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 124. Hâkim, Müstedrek, IV, 251.

3) Kadir Sûresi.

4) Ahmed b. Hanbel, el Müsned, 4/107. Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübrâ, 9/188.

5) Rebi’ b. Hubeyb, Müsned, 2/59.

6) Âl-i İmrân Sûresi: 133-136.

7) Zümer Sûresi: 53.

8) Nisâ Sûresi: 110.

9) Fethu’l-Bârî, c: 4, s: 145.