Diller ve Dilimiz Türkçe

Anadilim, dilim dilim

Bundan 16 yıl önce Almanya’da Türkçe dersi müfredatı tarih ve coğrafya konularından arındırılmış, sadece dil dersi haline getirilmişti.

Mâlum dil dinamik bir sistem. Kullanılmayınca hayatiyetini kaybeder. Kendinden uzaklaşanlar için âb-ı hayat olmayı terkeder. Hele de yeni kuşaklara aktaramadığımız sürece.

Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürlerarası Pedagoji Merkezi (Hei-Mat), yaptığı bir araştırmayla tam da bu olumsuz gelişmeyi gözler önüne seriyor. Araştırma, 2013/2014 öğretim yılında Baden-Württemberg eyaletinin Baden bölgesinde Türkçe ve Türk Kültürü dersine katılan öğrencilerin dil kullanma alışkanlıklarını ortaya koyuyor. Her ne kadar Almanya’nın bir eyaletinde yapılsa da bütün Avrupa diasporasında yaşayan Türklerin anadillerini kullanma alışkanlıkları açısından üç aşağı beş yukarı aynı özellikleri taşıyor.

Mesela Türk öğrencilerin yüzde 57,9’u evde Almanca ve Türkçeyi birlikte konuşuyor. Dilleri karışık şekilde kullanmak başlı başına büyük bir hata ve tembellik. Bir dilde zorlanınca diğerine atlamak iki dile de yada ikisinden birine iyi hakim olamamak, o dili tam iyi konuşamamak anlamına gelir. Yüzde 27,8’i evde Türkçe iletişim kurarken, yüzde 7,9’u Almancayı tercih ediyor. Öğrencilerin yüzde 83,5’i büyükanne veya büyükbabalarıyla Türkçe konuşuyor. Her ne kadar büyükanne ve büyükbabaları Türkçe konuşmayı tercih etse de torunlarının yüzde beşi onlarla sadece Almanca konuşuyor.

Araştırmada en dikkat çekici nokta öğrencilerin yüzde 51,5’nin kardeşleriyle sadece Almanca konuşması. Her iki dili kullanan öğrenci oranı ise yüzde 22,6. Kardeşlerin sadece yüzde 16,1’nin kendi aralarında Türkçe konuşması, Türk öğrencilerin sadece yüzde 3,9’unun okulda Türkçe konuşması bu dilin geleceğiyle ilgili bize bir ipucu veriyor. Şu tespit de nesiller arası dil uçurumunu net şekilde özetliyor:

Birinci neslin yüzde 72,8’i Türkçesine güvenirken, üçüncü nesilde Almancasına güvenenlerin oranı yüzde 85,4. Okul formlarına göre de Türkçe kullanımı değişiyor. Gymnasium gibi eğitim düzeyi ileri olan okullardaki Türk öğrenciler diğerlerine göre daha az Türkçe konuşuyor.

Demek ki anadilini geliştirmenin en önemli zemini aile ve okul. Aile ve okulda ise tablo böyle.

Durum diğer Avrupa ülkelerinde de üç aşağı beş yukarı aynı vaziyette sayılır.

Bu durumun dilin kendisinden çok, diasporada yaşayan Türklerin kimlik ve kültür değerlerine olumsuz yansıyacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Geniş bir coğrafyada 200 milyondan fazla insan tarafından konuşulan Türkçemizin köklü ve zengin bir dil olarak daha da gelişeceğinden eminim. Ancak en önemli kültür taşıyıcı olan dilden mahrum kalanlar kendi kültür değerlerinden birçok şeyi kaybedeceği muhakkak.

Dünyanın en güzel dillerinden Türkçeyi çocuklarımız artık ‘anadil’ değil, bir ‘yabancı dil’ olarak öğrenebilecek. Oysa anadil ile yabancı dil çok farklı. Eğer Türk toplumu kendi anadiline sahip çıkmaz, hem aile içinde hem de okullarda takibini yapmazsa yeni nesillerin daha yoğun bir kimlik ve kültür çatışmasına sürüklenecek bir akıbeti ve asimilasyonunu bekleyebiliriz.

Velhâsıl anadil, birinci dil konumundaki yabancı dil gibi değil. Anadil, anne sütü kadar besleyici ve diriltici bir iksir. Diasporada anadilimiz hem nesiller arasında hem de mevcut toplumda dilim dilim olursa vebâline ve sonuçlarına hep birlikte katlanmak zorunda kalırız.

Öyleyse güzel Türkçemizde okumayı ve konuşmayı sevdirmek, okullarda ise dilimizi yaygınlaştırmaktan başka çaremiz yok.

Romanyalı filozof Emile Cioran’ın dediği gibi “Biz bir ülkede değil, bir dilde yaşıyoruz.”

 

Muhammet Mertek

Söz Sende (Yorum Yap)