Ramazan Ayını Hayatınızın Değişim Ayı Yapmak İçin 8 Yol

Her zaman değişimin iyi olduğuna inanırız. Bu hayatımızın bir parçasıdır. Eğer hayattaki her şey durgun olsaydı, hayat bizi zayıflatırdı. Dolayısıyla hissettiğimiz ve tecrübe ettiğimiz her şey Allah subhanehu ve tealadan gelen gizli lütuflardır, yani değişimdir.

Hepimiz biliyoruz ki değişim Ramazan ayıyla geliyor. Bütün günlük rutinimiz değişiyor. Bütün yıl boyunca sabah namazına kalkmak için mücadele ederken, Ramazan ayında kendimizi sabah namazından bir saat önce kalkmış buluyoruz. Bütün yıl boyunca Kur’an’dan uzakken, Ramazan ayında gerek kendi başımıza gerekse teravih namazlarında bütün Kur’an’ı okumak için çabalıyoruz. Peki hayatımızın çoğunda bu değişikliklerin neden sadece geçici olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu değişiklikleri olumlu şeyler olarak düşünüyoruz değil mi?

Hepimiz namazlarımızı zamanında kılmanın, Kur’anla sürekli irtibat halinde olmamızın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz fakat yine de Ramazan biter bitmez bütün bunların kolayca yok olmasına izin veriyoruz. Bazılarımız, bu ayda bir adım ileriye bile gidip, müzik dinlemek gibi kötü alışkanlıkları bırakıyor, fakat bayramdan sonraki gün hemen televizyon izlemeye, müzik dinlemeye ve diğerlerine geri dönüyoruz. Kendimize soralım. Sadece Ramazan boyunca mı Müslümanız? Tabi ki hayır diyeceğiz, fakat hareketlerimiz kesinlikle bunu gösteriyor, estağfirullah!

Bir eylemi 21 günü boyunca art arda tekrarlayınca alışkanlığa dönüştüğünün ve 30 gün boyunca yaptığınızda alışkanlığınızın yerleşmesini garantilediğinin bilimsel olarak kanıtlandığını biliyor muydunuz?

Bu da demektir ki, 30 gün boyunca sürekli bir eylemi tekrarlamamız, eğer onu doğru yapıyorsak, Ramazan ayının nimeti olarak alışkanlığımıza dönüşecektir, inşaAllah.

Sevgili okuyucular, lütfen bu Ramazan ayının, biter bitmez iyi şeyleri yapmayı bıraktığımız bir ay olmasına izin vermeyin. Biter bitmez Allah’la iletişimizi kopardığımız bir ay olmasına izin vermeyin! Aksine bu aydaki değişimlerin geçici değil kalıcı olmasına izin verin. Bu değişim sizi dininize yakın tutacak ve Allah’ın razı olacağı bir hayat yaşamanıza yardımcı olacaktır inşaAllah.

İşte Ramazan bitse bile alışkanlıklarınızı devam ettirebilmeniz için 8 yol:

1. Bunu Allah Rızası İçin Yapmaya Niyet Edin

Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır.” (Buhari) Niyetleriniz Allah rızası için ve nihaî hedef Cennet’e ulaşmak için olsun.

2. “Yapmalıyım”ı “İstiyorum”la Değiştirin

Ramazan ayı boyunca bazı şeyleri, tam olarak yapmak istediğimiz için değil, yapmak zorunda olduğumuz için yapıyoruz. Örneğin sahura kalkıyorsunuz çünkü yapmak zorundasınız! Peki Ramazan bitince ne oluyor? Beynimizi böyle şartladığımız için Ramazan bitince kalkma zorunluluğumuzda bitiyor. Fakat bir alışkanlığı kazanabilmemiz için onu isteyerek yapmalıyız, getirileri için değil! Bunun için “yapmalıyım”ı “istiyorum”la değiştirmeliyiz ve tabi ki bunu iyi bir sebep için yapmaya niyet etmeliyiz. Böylece, “Yarın sahur için erken kalkmak zorundayım.” demek yerine “Yarın erken kalkmak istiyorum böylece Allah rızası için teheccüd namazı kılma alışkanlığını kazanabilirim.” diyebilirsiniz.

3. Kendinizi Motive Edin

İlk olarak niçin bunları yapmaya niyet ettiğinizi kendinize hatırlatarak motive olun ve kendinize Allah’ın bundan nasıl hoşnut kalacağını hatırlatın. Yaptığınız davranışların faziletlerini okuyun, aklınızda tutun veya bir kağıda yazarak size hatırlatıcı olacak bir yere koyun.

Eğer her gün Kur’an okuma alışkanlığını edindiyseniz, kendinize şu hadisi hatırlatın:

“Kim Allahın kitabından bir harf okursa, onun için bir hasene (sevap) vardır. Her hasene için ise, on misli sevap vardır. Ben “Elif, Lam, Mim” bir harftir demiyorum. “Elif” bir harf, “Lam” bir harf, “Mim” bir harftir.” (Tirmizi)

Veya sabah namazına kalkmak için uğraşıyorsanız kendinize şu hadisi hatırlatın:

“Kim sabah namazını kılarsa o, Allah’ın himayesindedir. Allah’u teâlâ himayesinden, sizden bir şey talep etmez.” (Tabarani: 7/267)

ASLA pes etmeyin. Belki biraz yavaşlayabilirsiniz ama tamamen bırakmadığınızdan emin olun. Düşüyor olduğunuzu gördüğünüz anda, TEHLİKE tetiğini çekin ve tekrar ayağa kalkın!

4. “İman Kardeşleri” Bulun

Bir kardeşimiz, Ramazan sonrası alışkanlıklarını devam ettirememesinin, ailesinin katılımının olmamasından kaynaklandığını söylemişti. Bu yüzden bunun üstesinden gelmenin bir yolu iman kardeşi bulmaktır. Bu kişi, birbirinizi, alışkanlıklarınızı devam ettirmeniz için destekleyecek en yakın arkadaşınızdan veya ailenizden biri olabilir. Ayrıca birbirinizin iman seviyelerini kontrol edin ve ihtiyaç halinde birbirinize yardımcı olun.

Eğer bu konuda size yardımcı olacak ailenizden biri veya arkadaşınız yoksa internetteki İslami forum veya gruplardan birini bulabilirsiniz. En kötü ihtimalle birini bulamazsanız da pes etmeyin. Kendinize bunu ahiretiniz için, yalnız hesaba çekileceğiniz gün için yaptığınızı hatırlatın!

5. Şeytanî Vesveselerin Şevkinizi Kırmasına İzin Vermeyin

Şeytan sizi Allah’a yaklaştıracak herhangi bir alışkanlıktan vazgeçirmek için her yolu dener. Fakat siz onun fısıltılarına ve önerilerine kulak asmayın. Hatırlayın ki, o bizi saptırmak için her şeyi yapacağına söz verdi, başarılı olmasına izin vermeyin! Her adımda Allah’ın yardımını gözetin.

0337304_7214

6. Abdest ve Nafile Namazlarla Canlanın

Bir kardeşimiz, abdestli olmayı ve hissedene kadar aralıksız olarak 2 rekat nafile namazı kılmayı tavsiye ediyor. Bu yüzden, ne zaman pes edecek gibi olsanız veya yapmakta olduğunuz şeye devam etmek için çok güçsüz hissetseniz, bu öneriyi deneyin. Harika şeylere vesile oluyor, maşâAllah.

7. Kötü Alışkanlıklarınızın Tekrarlamasına İzin Vermeyin

Sizinle kişisel bir tecrübeyi paylaşmak isteriz. Bir kardeşimiz, Ramazan ayında televizyon izlemeyi bırakmış ve 2 ay boyunca buna devam etmiş. Zamanının çoğu televizyon izleyerek geçerken yapabileceği diğer şeylerin farkında değilmiş. Bir keresinde aşırı derecede sıkılmış ve yapacak hiçbir şey bulamamış. Ve zaman öldürmek için televizyon izlemeye karar vermiş fakat Discovery ve National Geography gibi iyi kanalları izleme sınırı koyarak. Fakat bu, televizyon izleme alışkanlığının tekrarlamasına yetmiş ve kardeşimiz ne zaman tekrar bağımlılık yapan dizileri izlemeye başladığının farkında bile değilmiş.

Bunu sizinle paylaşmamızın sebebi, eğer siz de kötü bir alışkanlığınızı bırakmaya karar verdiyseniz, emin olun ki şeytan sizi, ona geri döndürmeye çalışacaktır. Bu yüzden kendinizi o alışkanlığa yaklaştırmayın bile. Ondan uzak durun, insanlar ve mekanlar onun tekrarlanmasına sebep olabilir. En önemlisi kendinizi meşgul tutun!

8. İstikrârlı Olun

Unutmayın ki Allah, küçük olsa da devamlı olan amelleri sever. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılandır.” (Buhari, İman, 32)
Biliyoruz ki bunları yapmak Ramazan ayında daha kolay çünkü ilk olarak şeytanlar zincirleniyor, böylece biz de sadece nafilelerimiz için savaşıyoruz ve ikinci olarak havada bizi devama teşvik eden pozitif bir hava oluyor. Ramazanla birlikte disiplinli bir düzen geliyor ve bizi motive eden birçok toplumsal aktiviteler oluyor. Ramazan ayıyla birlikte bunlarda bittiğinde, bu ayda yaptığımız iyi şeyleri devam ettirmek daha zor oluyor. Fakat şunu hatırlayalım ki, deniz sakinken dümeni herkes tutar.

Bu yüzden güçlü Müslüman fırtınaların üstesinden gelebilendir. O ki sadece Ramazan ayında iyi olan değil, daha çok diğer zamanlarda Allah subhanehu ve teala rızası için iyi olandır. Dolayısıyla bu Ramazan ayında ve bittikten sonra da güçlü Müslümanlar olmak için çabalayalım!

Var mısınız bu meydan okumaya?

Ahde vefânın manası

Hamd alemlerin Rabbi, Rahmân ve Rahîm, Din gününün Malîki/Meliki Allahü Teâlâya mahsustur. Salât ve selâm alemlere rahmet olarak gönderilen hazreti Peygambere, âline, ashâbına ve tüm müslümanların üzerine olsun.
 
Ahde Vefa’nın anlaşılabilmesi için muhakkak ki kelimelerin manalarının bilinmesi önemli bir zarurettir.
Öncelikli olarak ‘ahid’ ve ‘vefa’ kelimelerinin ne manalara geldiğini bilirsek eğer işte o zaman ‘Ahde Vefa’nın da bir Müslümanın hayatında ne derece önemli olduğunu anlayabiliriz.
Lügâtta ‘Ahid’ (A-H-D) kökünden gelmektedir. Kelimenin manası kuvvetli söz, and, bilerek birşeyi yapacağına azmetmek, birine söz vermek, adamak, hayatını bir şeye yönlendirmeğe kesin kanaatle bağlanmak manalarına gelir.
Akit, Mîsak, Vaad gibi kelimelerde ahid kelimesinin yerine kullanılır.
‘Vefa’ ise vaadini yerine getirmek, sözünü tutmak, tamamlamak, hakkını vermek ve hakkını tamamen vermek gibi manalara gelir. Ahde Vefa, bütün varlıklarda en büyük bir haslettir. En kâmil manada ahde vefa gösteren, bütün varlıkları yaratan bizzat Allah’dır (Celle Celâluh).
Zira bu hususta Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
”… Allah ahdinden asla caymaz…” (Bakara Suresi, 80) diye buyurmaktadır.
Meleklerden sonra akıl ve nefs sahibi olarak peygamberler de (Aleyhimüsselâm), ahde vefaya en çok sadakat gösterenlerdir. Peygamberlerin ahde vefa da bazı ufak-tefek noksanlıkları olsa da sehven (yanılarak) olur ve Allah (Azze ve Celle) tarafından uyarılarak düzeltilir.
Bitkiler de Allah’ın kendilerine takdir ve tayin etmiş olduğu vazife ve özelliklerini isyansız olarak tamamlarlar. Bitkilerden sonra hayvanlar, isyansız olarak vazifelerini ifâ ederler. Hayvanlar da akıl olmadığından ihtiyârî bir teklife muhatap değillerdir. Hayvanlar ızdırârî de olsa vazifelerini (ilâhî takdire) muhalefetsiz yaparlar. Fıtratları dairesinde yaşadıklarından kıyamet gününden sonra cennet ve cehenneme girmeden toprak olurlar.
Bugünkü astronomi ve kimya ilimlerinin şu ana kadar tesbit edilebildikleri doğru bilgiler, ancak Kur’ân’ın ifade buyurduğu icazkar beyanlara ve bizzat Kur’ân hakikatına götürmektedir.
Allah, Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır: “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi ona ve yerküreye; isteyerek veya istemiyerek (emrime) gelin! dedi. İkisi de isteyerek geldik dediler.” (Fussilet Suresi, 11)
Takriben 15 milyar yıl önce Allah’ın yaratmış olduğu kainât, atom halinde bir duman gibi bütün halinde iken Allah (Celle Celâluh) yeri ve gökleri ayırırak bir nizâm ve intizâm içerisinde varetti. Gökcisimleri, yıldızlar, gezegenler, uydular şeklinde galaksi ve sistemleri yarattı. Allahu Teâlânın hitabına hazır bulundular. Bu hitaba (emre) ilk itaat o kadar süratli gelişti ki, saatte tam 20 ışık yılı hızla kıvılcımlar gibi dünyadan milyonlarca defa daha büyük olan, milyarlarca yıldız arşın altındaki ilk atomundan genişleyerek saçılıp ayrıldılar. Ve birer yörüngede dönmek üzere tesbih ederek müsahhar oldular. Böylece mekanlarında istikrar kıldılar tâ ki İsrafil’in (Aleyhisselâm) emri ile nefha etmesine kadar beklerler.
Yıldızların istikrarından milyonlarca sene sonra yıldızlardan kopan parçalar gezegenleri oluşturdular. Yıldızlardan veya gezegenlerden ayrılan parçaların bir kısmı uyduları oluşturarak gezegenlerin etrafından yörüngede yüzmeye devam ederek tesbihlerini yapmaktadırlar. Gezegenlerde yıldızların etrafında kendi yörüngelerinde dönerek tesbih ederler. Milyonlarca yıldızların oluşturduğu yıldız kümeleri ise kendi küme(Galaksi)leri içerisinde bir yörüngede dönerler. Bu galaksilerden yüzmilyonlarcası mevcuttur.
Dünyadan (yaklaşık olarak) bir milyon üçyüzbin defa büyük olan Güneş, bu yıldızlardan bir tanesidir. Dünyada bu gezegenlerden bir tanesidir. Ay ise uydulardan bir tanesidir.
Dünya soğudukça önce sular ve karalar birbirinden ayrılmış, bitkiler ve hayvanlar yaratılmıştır. Yaklaşık bir milyar altıyüz milyon yıl önce Allah, insanı, Adem’i beden ile beraber yaratmıştır. Kıyamete kadar yeryüzünde insanlık hayatı devam edecektir.
Dünyanın etrafında 1000 km. kalınlığında olan atmosfer tabakasındaki her kat insanın hayatı için hayâtî bir önem arzetmektedir. Yeryüzü, gökler ve yıldızlar insanın istifadesi için yaratılmışlardır.
Dünya kendi ekseninde saatte yaklaşık 1000 mil hızla dönerek gece ve gündüzü meydana getirir ki gece ve gündüzsüz insanın dünyada yaşaması düşünülmek dahi istenmez. Güneşin etrafında saatte 60 bin mil süratle giderek 365 gün 6 saatte turunu tamamlayarak sene meydana gelir. Dönerken 23,5° eğik olmasıyla mevsimler meydana gelmektedir. Saatte 20 bin mil hızla galaksi (Güneş Sistemi) içerisindeki yörüngesinde dönerek uyum sağlamakla başka yıldız ve gezegenlerin çarpmasından kurtulmaktadır.
Ay, dünyaya 384 bin km. mesafede dünyanın etrafında her gün dönerek, ayda bir dönüm oluşturmaktadır. Ayrıca Güneş ve Ay zamanın hesaplanmasını meydana getirmekteler. Güneş saatte 360 milyon ton Hidrojen yakarak dünyaya her an ısı ve ışık göndermektedir.
Bütün mahlukât hareketleri ile tesbih ederek kainâtta yüzmektedirler. Allahu Teâlâ:
“O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.” (Enbiya Suresi, 30) diye buyurmaktadır.
Daha bunlar gibi sayısız faydalar, cansız denilen bu kürreler hep insana, Allah (c.c.) tarafından bahşedilmiştir.
Kainâttaki akıl ve düşünce sahibi olmayan mahlukâtın yaptıkları görevler sevaplar ve ikab gerekliliği şeklinde değildir. Varlıklarıyla, akıl sahipleri için yüce yaratıcının varlığına ve kudretine delildirler.
Sevap ve ikabı gerektiren ahid, akıl sahiplerinin ahdidir. Buna rağmen hayatlarında ahde vefasızlık eden mahluklar ise, insanlar ve cinlerdir.
İnsanlar ve cinler aleminde hem akıl hemde nefs olduğu için ahde vefa en çok insanlar ve cinler aleminde önem kazanmaktadır.
Ahde riâyet sevap yani Allah mükafâtına liyâkat, vefasızlık ise ikab yani Allah azabına liyâkat gerektirir. Akıl sahibi olanlar içerisinde en kâbiliyetli ve yetkili olan mahlukât alemi, insanlık alemidir. Hatta insan maddi ve manevi mahlukatın özeti durumundadır.
Maddi alemler düşünüldüğünde; Arş, Kürsî, yedi kat gökler, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler içerisinde Dünya, uçsuz bucaksız çölde küçük bir kum taneciği nisbetindedir. Dünyanın kütlesi ve katlarına oranla da; insan, denizde bir avuç su kadardır. Fakat Allah, yerde ve gökte bulunan sayısız nimeti insanlara bahşetmiştir.
Kainât insanla alakadardır. Çünkü insan, en güzel ve yetenekli bir şekilde yaratılmıştır. Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikate işaretle; “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn olan beldeye yemin ederiz ki, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin Suresi, 1-4) diye yeminle buyurarak insanın hilkatteki üstün kabiliyetine işaret etmiştir.
İnsan, üstün hilkat kabiliyetine rağmen Allah’ın emanetine, sahip çıkmaz mesuliyetlerini edâ etmez ise bütün mahlukattan daha aşağıya düşer. Nitekim yukarıdaki ayetleri müteâkip “Sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik.” (Tin Suresi, 5) buyurulmaktadır.
Evet, ruh ve beden ile beraber, akıl ve düşünce sahibi olan insan idrâk kabiliyetinine de sahip olmasına rağmen, Allah’ın rızası doğrultusunda yaşamaz, emanete sahip çıkmaz ve ahde vefasızlık gösterirse işte o zaman aşağıların aşağısına düşmeye lâyık olur.
İnsanın ebedi hayata kadar en üstün bir mahluk olmak ile en alçak bir mahluk durumuna düşecek kadar büyük bir farklılık arasında tercih ve amel iktisab imkanına sahip olması, insan irâdesinin hürriyet kapsamını ifade etmektedir. Bu kadar irâde ve ihtiyâr yetkisi insandan başka hiçbir mahluka verilmemiştir.
Allah (Azze ve Celle) bizi, ahde vefa eden muttakî kullarından kılıp, ahde vefasızların şerrinden korusun.

Amin! Vel hamdulillâhi Rabbil alemîn.

Yazar: Şahımerdan Sarı hocaefendi

Zahmet olmadan Rahmet olmaz!

Düzeni alt üst olmadıkça, nasıl olurda bu topraklarda mahsul yetişir?

Birisi geldi, toprağı kazmaya başladı. Aptalın biri dayanamayıp ona kızdı. Dedi ki, ”Bu yeri neden bozup kazıyor ve darmadağın ediyorsun?”

Adam dedi ki, ”Ey gafil, yürü git işine, benimle uğraşma! Bu yer, böyle çirkin ve yıkık bir hale gelmedikçe, nasıl olur da gül bahçesi, buğday tarlası haline gelir?

Düzeni alt üst olmadıkça nasıl olur da bu topraklarda mahsul, meyve yetişir?

Terzi kumaşı paramparça eder. Bir kimse çıkıp da o sanatını bilen terziye, ”Bu güzelim kumaşı neden bu hale getirdin, neden kestin; ben kesik kumaşı ne yapayım?” der mi? (1)

 

Baharlar sonbaharda saklıdır

Buğdayı değirmende ezmeseydin ondan ekmek yapılabilir miydi? Bizim soframızı donatabilir miydi?

Baharlar, sonbaharda saklıdır. Sonbahardan kaçma.
Gama ve kedere yoldaş ol, korkuyla yüzleş, yalnızlığa alış. (2)

 

Yaşadığın sıkıntılar seni kahretmek için değil, olgunlaştırmak içindir

Geçen gün hamallar, bir yük için, ”Sen taşıma, ben taşıyacağım.” diye kavga ediyorlardı. Neden? Çünkü o zahmette, o yük alında ezilmede bir kar görüyorlardı, çünkü bunun için ücret alıyorlardı. Bu yüzden yükü taşımak için birbirleriyle kavga ediyorlardı.

Allah’ın vereceği ücret nerede, züğürt bir adamın vereceği ücret nerede? Allah sana ücret olarak manevi bir hazine, sevap verir. Yükünü taşıyacağın kişi ise birkaç kuruş verir. (3)

Yaşadığın sıkıntılar seni kahretmek için, seni olgunlaştırmak ve kemale erdirmek içindir.  (4)

Bizim sana verdiğimiz zahmetlerden, sıkıntılardan kaçma. Nereye gidersen git, her yerde bir zahmet, bir sıkıntı, bir dert vardır. Vardır ama o dert, o zahmet seni bir dermana ulaştırır. (5)

Yüce Allah kuluna der ki: Sana merhamet etmede, okşamada anandan, babandan daha ileriyim. Sana onlardan daha fazla acırım. Seni belalarla, dertlerle imtihan edişim, seni sevmediğimden ötürü değildir. Senin olgunlaşman içindir.

Sana bağlar, bahçeler, cennetler hazırlarımm. Dertlerine devam veririm. Sana şu sislerle, dumanlarla gökyüzünden daha güzel, yepyeni bir gökyüzü hazırlarım. (6)

 

Dert insana daima yol gösterir

Sopayla kilime, halıya vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, onun tozunu ve kirini almaktır. Senin içinde benlikten tozlar var. O tozlar, halının tozları gibi birkaç kere vurmakla geçmez. Allah sana dert ve kederi seni temizlemek için verir.

Tahtayı yontmak, onu mahvetmek için değildir; doğramacının, marangozun gönlündeki isteğe uydurmak içindir. (7)

Dert insana daima yol gösterir. (8)

Zahmet olmadan rahmet olmaz

Zahmet olmadan rahmet olmaz. Her işin kendi içinde bir zorluğu vardır, bu zorluklarla karşılaşılmadığı sürece kişi gelişemez, olgunlaşamaz.

 

 

Bir gün, bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini bu küçük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu. Sanki, ilerleyebileceği kadar ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu.

Ve adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı. Fakat bedeni kocaman ve kanatları kuru ve buruşuktu. Adam, kelebeği izlemeye devam etti. Çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu. Fakat bu olmadı!

Gerçekte, kelebek ömrünün geri kalanını o kocaman bedeni ve kuru, buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi. Uçmayı hiç başaramadı. Adamın bu aceleci iyiliği içinde anlayamadığı bu kısıtlayıcı kozanın ve kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak için verdiği mücadelenin, kelebek için gerekli olduğuydu.

Çünkü bu, yaşam sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru akmasını sağlamak için bir yoldu, böylece kelebek kozadan kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti.

 

Bazı acılar faydalıdır, önce üzer, sonra her şeyi daha iyi anlamanı sağlar.

 

Hakan Mengüç

26 Ocak 2015, Tahran, İran

 

Kaynaklar;

1. Mesnevi, c.4, b.2340-2352
2. Mesnevi, c.2, b.2261-2267
3. Mesnevi, c.3. b.3752-3759
4. Mevlana, Mektuplar, s.178
5. Mevlana, Divan-ı Kebir c.1
6. Mevlana, Divan-ı Kebir, c.3, s. 188-189
7. Mevlana, Divan-ı Kebir, c.2, s. 31-31
8. Mevlana, Fihi Ma Fih, s.33-34